Sürece Güven

Kategori: Yaratıcı Hayat Günlükleri | 0

İnsan en çok ihtiyacı olanı arıyor ve aslında insan en çok ihtiyacı olanı kendi içinde taşıyor. O yüzden onu fark etmesi, bulması pek kolay olmuyor. Yani dışarıda bir yerde değil cevaplarımız ya da aradıklarımız…Uzun uzun bir resmin yapılış süreci ile ilgili bir şeyler yazacaktım ama o resmi uzun uzun yazma telaşım azaldı çünkü sürecin  içinden geçen aslında resimlerim değil bendim.

“Söylemesi kolay yapması zor şeylerde bugün” adlı bir köşe açacak olsak kendimize ilk sırayı alacaklardan birisi “sürece güven” sözü olurdu herhalde. Çünkü insan zihni belirsizliği hiç sevmiyor. Aslında bu belirsizliği sevmeyen yanımız daha çok eril yanımız. Sağlıklı olduğunda ilerleyen, sonuca giden yanımız.  Sağlıklı olmadığında da işkence çektiren, bizi streste bırakanımız. Bu benim uzmanlık alanım değil ama merak ettikçe açıp okuyorum. Zaten bu yazının da konusu değil ama sürece güvenirken yanımıza almamız gereken daha çok dişil yanımız olacak. Oysa biz o dişil yanlarımızı unuttuk çoktan. Çünkü çocukluğumuzdan beri yarış atı gibi sonuçlar için koşturup duruyoruz. Hep ulaşmaya çalıştığımız bir yarın var. Ulaşmaya çalıştığımız bir biz var. Haliyle ulaşamamanın yorgunuyuz. Evet doğru tahmin ettiniz,  carpe diem, nam-ı diğer “anı yaşa” diye çanlar çalıyor ama öyle çok sakız ettik ki bu sözü içimizden ona inanmak gelmiyor ya da inanmak işimize gelmiyor. Zihin olanların ve olmamış olanların peşinde bizi bir o yana bir bu yana çekiştirip duruyor. Velhasıl kelam, şu an dedikleri meselenin içine girmek için evvella teslim olmayı bilmek gerekiyor. Sonuç beklentisi olmadan, sadece sevdiğin için merak ettiğin için saf bir bütünlükle orada olmak…Gereklilikleri unutmak, acıları, sevinçleri unutmak, beklentileri unutmak. Anın içinde olmayı unutmak. Sadece orada ol-mak!

Sürece güven dedim bu yazıya ve sizinle yaptığım bir resmin aşama aşama fotoğraflarını paylaşacağım. Çünkü sürece güvenince neler yapabileceğimi bu süreçte bizzat deneyimliyorum. Bunun önemi benim için şu ki, ben okuldaki haftada bir gelen pastel boyalarla resim yaptığımız derslerimizi saymazsak özel olarak resim eğitimi almadım. Hatta en son resimle ilgili hayallerimi lisede bıraktım sayılır. 2004 tarihinde hala bir şeyler karalıyormuşum ama epey amatörce işlermiş. Sonrasında da tamamen unuttum ya da unutmak istedim. Şimdi yeniden bu sandığın kapağını açtım ve ilk okula yeni başlamış çocuk gibi yaklaşık iki aydır her gün resmin başına oturuyorum. Harcadığım kağıtları ve başaramadığım sayısız resmi, müsveddelerimi de bir gün paylaşırım belki… Bu bloğun, sosyal medya hesabının adı da işte tam da bu yüzden #yaratıcıhayatgünlükleri İlham almak ve ilham çoğaltmak için…Yapabilirim demek için, yapabilirsin demek için. O yüzden lafı sürece güven sözünün etrafında döndürmeyeceğim. Türkçe dersindeki kompozisyonlarda yaptığım gibi “sürece güven, süreci güvenirsek olur” diye tembellik de etmeyeceğim. Sürece güvenmek için şuraya birkaç ipucu bırakıp bu yazının size dokundurduğu ilhamla, sizin içinize doğan ana mesajıyla sizi baş başa bırakacağım…

Sürece güvenmek için:

  • Hangi aralıklarda kendinle baş başa vakit geçiriyorsun bilmiyorum ama kendinle baş başa geçirdiğin bir aralık bul kendine.
  • Kendin için bir şeyler yap değil, kendin ve kendin (sayın kendim de diyebilirsin) birlikte el ele tutuşup bir resmi deneyin, bir heykele bakın, çamurla oynayın, telle oynayın, tutkalı alın, kahveyi kağıda dökün, bir şeyi söküp yeniden takın, bir kareografiyi öğrenmeye çalışın bir senaryoya odaklanın. Ya da aklına her ne geliyorsa işte… Sadece sen, senin çocukluğun, merakın ve hayallerin olsun. Geri kalan her şeye kapıyı kapat. Bir saat mi, bir saat. Yarım saat mi yarım saat. Ne kadar mümkünse. Kimse sana söylediği için değil, sevsen de yapmak zorunda hissettiğin için değil. Amaçsızca! Bunun adına amaçsızlık eylemi diyelim. Amacı olmadan, bir yere varmayan işler yarat kendine yani ve sonra o amaçsızlığa teslim ol.
  • Bu eylemin içindeyken ne eğlenmek zorundasın, ne bir şey öğrenmek zorundasın ne de sonunda bir şey olmak zorunda! Kuralsız bir yer yani. Bir tebessüm tak suratına.
  • Sana neşe, huzur ya da umut veren bir müzik aç. Ve bak bakalım, süreçle ilişkin nasıl. Zihnin neler diyor kalbin neler diyor…

İşte ben de öyle “tesadüfen” bu anın içine girmişim geçenlerde 🙂 Merak ettiğim bir görseli açıp sadece deneyip yapıp yapamayacağımı görmek için oturdum resmin başına. Temeline kahvemden biraz döktüm. Daha önce denemiştim çünkü ve sevmiştim. Üstünü suluboya ile boyamaya başladım. Güzel olması, o kadına benzemesi umurumda değildi o sırada aslında. Sırf merakımdan oturdum aslında sürecin yanına.

O resim şu idi:

Benim yaptığım bu: 

Tabi ki ikisinin birbiri ile hiç ilgisi yok. Hem var hem yok. Yani süreç beni sonuçtan başka bir yere götürdü. Hatta süreçte epeyce hatalar yaptım. Hatalar yaptığım için kendine özgü bir resim çıktı sonunda. Hataları ara resimlerde göreceksiniz. Sırasıyla buraya resimleri koyuyorum.

 

Dilerim, olana ve sonuca teslim olarak süreçten keyif aldığımız nice anlarımız olur.

Sevgilerimle.

N.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir