Bugünler Parlak

Kategori: Yaratıcı Hayat Günlükleri | 0

Sosyal medya hesabımda da paylaşmaya başladığım, işten ayrılma sürecimde bana güç veren bazı sözleri sıraladığım bir numaroloji oyunum var. Sözleri yazıp numaralandırmaktan ibaret oyunun özü aslında. Amacı ise çok daha ulvi 🙂 Çünkü o süreçte bunaldığımda aklımdan bir sayı tutup, o sayıdaki sözle güne devam ediyordum. Ediyordum diyorum çünkü işten ayrıldım, kendi işimi kurmaya kalktım, olmadı ve şimdi yeniden ayaklanmaya çalışıyorum.

Bugün de 12.12.2019 yani 12 enerjisi diyorlar, “ne güzel bakayım bakalım 12’de ne yazmışım?” dedim.

12 rakamının karşılığın da şöyle yazıyor: Yaz, yaz yaz…Yazdıkça çoğal!

Tam da yeniden ayağa kalkmaya çalışırken yaptığım gibi. Mesela bu siteyi (www.madampablo.com) ağırlıklı bir iş fikrinden çok bir bloğa döndürmek, sosyal medya hesabımda blog tadında paylaşımlar yapmak, yani yazmak, paylaşmak ve birlikte çoğaltmak…O yüzden bugün de yazmalıydım. Ben bunları düşünürken Spotify Çalışırken Çalsın listemde Melis Danışmend o güzel sesi ile bana seslenmeye başladı:

“Bugün eski defterleri  kapattım ve attım,

Bugün bardağıma birazcık damlalar kattım,

Bugün yapraklardan süzülen yaş değil yağmur,

Bugün benim günüm…

Bugün patronum çift kişilikli değil renkli,

Bugün sırama kaynayan öküz değil gözü bozuk,

Bugün meydanlardan bağıran kalpsiz değil bin pişman,

Bugün benim günüm

Sakin sakin atlat,

Bugünler pek parlak…”

Ve böyle devam ediyor şarkı.  Hatta işyerinde kulaklığı takıp patronunuzun gözünün içine baka baka dinlemenizi tavsiye ederim, çok iyi geliyor…

Gelelim konumuza, işten ayrılmaya yani. Tüm bu girizgahı bunun için yaptım aslında. Madem işten ayrılmış, bir girişim başlatmaya kalkmış biriyim (eşekten düşene sor demişler), madem 12, madem yazma günü madem Melis bize eski günleri o çok güzel şarkısı ile hatırlattı, madem Ankara’da yağmur yağıyor, madem dolunay, bugün bizim günümüz olsun dedim kendi kendime.

Güçlenme Numarolojisine bir rakam daha ekleyelim birlikte…

“148. Bugün benim günüm.”

Hepimiz zor zamanlardan geçtik, geçiyoruz belki tam da şu anda. Ben de o zamanların içindeyim açıkçası. Ama şimdi düşününce bu zamanları seçen bendim. İş hayatımda öyle zorlandığım dönemler yaşamıştım ki, artık gözüm hiçbir şey görmüyordu ve kendimi koşa koşa dışarı atmanın yolunu aradım. Yaptığım hesaplara göre doğru yolu bulmuştum ama şimdi dönüp baktığımda amacım sadece kurtulmaktı. Patronumu çift kişilikli görüyordum çünkü ben çift kişilikli olmuştum. Sakinlemeye çalışıyordum çünkü ruhum ait olmadığın yerdesin, boğuluyorsun ölüyorsun diye bağırıyordu ama ben duymuyordum. Yani uzun süre duymamıştım da en sonunda ruhum isyan çıkardı ve hapishanemizden kaçtık. Kaçtık da dışarısı bildiğimiz bir yer değildi. Aynı işi yıllarca yapmışım. Ne özel sektörü bilirim, ne girişimciliği, ne de devlet memuruyum. Arada kalmış bir işti yani benim işim. Vira bismillah dedim kolları sıvadım. Şanslıyım, çok şükür ki sevdiğim insanlarla iş yaptım. Şanslıyım çünkü yeni şeyler öğrenebildim, yeteneklerimi, sevdiğim şeyleri keşfedebildim. Çünkü hapishaneden kaçarken bir tek şeyden emindim, ne olduğunu bilmesem de sevdiğim işi yapacaktım ve sevdiğim insanlarla çalışacaktım. İşte bu karar beni bugünlere getirdi. Hala “girişim”fikrini öğrenmeye çalışıyorum, hala bazı şeyleri deniyorum. Çünkü bu süreç benim için daha çok bir zihin devrimi süreciydi. Çünkü girişim demek illa bir iş kurmak değildi, çünkü özgür olmak da illa girişimci olmak değildi aslında. Zihin devrimi sürecinde beni en çok şaşırtan şey kelimelerin, kavramların ardındakileri düşünmeden ezbere kararlar veriyor oluşum oldu. Hala öğrenmeye çalışıyorum bunu. Öğrenilmiş çaresizliklerimizin çoğunun ardında derinlemesine düşünmemek var. Mesela girişimcilik gerçekten bir ruh meselesi, bir iş kurmasanız da bu ruhu her an her dakika besleyip büyütebilirsiniz. Sanat sadece sanatçılar için değildir, hayatı bir sanat gibi yeniden yapılandırabilirsiniz. Yazmak sadece edebiyat değildir, yazarak paylaşabilir ve çoğaltabilirsiniz. Velhasıl, ben de bu zihin devrimi sürecinde derinlemesine düşünme fırsatı buldum bol bol. Sevdiğim şeyleri buldum ( tıpkı Run Away Bride’daki Julia Roberts gibi), sevdiğim insanlarla buluşuyorum. Bu yazının amacı size ilham olması ama insan önce kendi kulaklarına söylermiş ne söylerse! Benzer şeyleri yaşadığımızı, hissettiğimizi unutuyoruz çoğu zaman. Kırılganlık duvarımız açık olmuyor ve kendimizi kapatıyoruz. Yani en azından ben böyle yapıyorum. Sonra da duvarı gürültü çıkartarak kırıyorum. Bu yazıda olduğu gibi JBugün de madem benim günüm, duvarı biraz gürültü ile ve lafı uzatarak kırmış olabilirim. Olsun, bugün eski defterleri kapattım, bugün ben renkliyim ve bugün la la la la la la laaaaaa…

Hadi bugün yeniden bakalım hapishanemizin duvarlarına…O duvarları kimlerin ördüğüne ve zihnimizdeki devrimi başlatalım, kavramlarımızı yeniden sorgulayım, anlayalım.

Sevgili Melis son sözüm sana, böyle efsane bir şarkıyı “değil” sözcüğü ile bitirmeni hiç sevmedim, sevemiyorum. O yüzden şarkıyı şöyle bitirmeyi öneriyorum:

“Bugünler parlak, di mi?”

Sevgilerimle.

N.

 

And Dağlarının Büyüsü Belgeselinden...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir