• Photography Nilüfer Nurgül Özdemir©

Bin selam olsun

Kategori: Yaratıcı Hayat Günlükleri | 0

“Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?”

MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-i RUMÎ

Derin bir uykudaymışız da yeni uyanmışız gibi…Üzerimizde hala sersemlik, üzerimizde hala kabusun izleri belki de. Onca karanlık çağdan sonra, gün ışığına adapte olamamanın şaşkınlığı…

Bunca mücadeleden sonra kendi sesimizi keşfettik ama gerçek sesimizin, sadece bize ait olan o sesin duyulup duyulmayacağını şimdilik bilmiyoruz. Çünkü yeni bir evredeyiz. Eskisinden de güçlüyüz, bunu tam olarak bilemesek de hissediyoruz.

Zihnimiz bize oyunlar oynamaya devam ediyor. Alışkanlıkların, öğrenilmişliklerin ve yargıların kafesindeyiz hala! Gücü, yüzyıllar boyu sevgiyle değil, korkuyla birleştirdik. Bugüne dek, korktukça ve korkuttukça güçlü oluruz sandık. Şimdi ise gerçek güçle, gerçek gücümüzle, içimizdeki sevgi ile, içimizdeki dişil ile, tanrıça ile tanışıyoruz. Ve, evet kafesimizden çıkabiliriz; yapabiliriz! 

Dışarısıyla sürekli rekabet eden, kadın dayanışması içinde olduğunu iddia eden ama “diğeri” ile iletişim kurmayan, içten içe bir başkasını hor gören, hırsını ve zihnini alabildiğine besleyip duygularını hiçe sayan, sorumlulukların altında ezildikçe ezilen, suçluluk hissi ile körelen, yetersizlik hissi ile kendini bir cendereye hapseden, dünyaya, hayata, erkeklere ve hem cinslerine güvenmeyen, başkasından işbirliği talep edip kendi ile işbirliği içinde olmayan biz kadınlar…

Öğrendiğimiz, bize öğretilen feminist tarih, sosyal medyada atıp tuttuğumuz sözümona aktivist lakırdılar, bir günde hatırladığımız “kadınlığımız”, tezlerin içine “adalet istiyoruz” yazarken emeğini unuttuğumuz kadın dostlarımız, kürsüye çıkıp haykırdıktan sonra ezdiğimiz çalışma arkadaşlarımız ya da annelerimize öğretilenler, onların bize öğrettikleri, dışarıya kapalı grupların içerisinde sürdürüp gittiğimiz “dayanışmacılık oyunu”, ideolojik kalıpların içinde hapsedilen bu “feminizm” bu “kadınlık” öğretisi artık yetmiyor…

Bunlardan daha fazlası var, biliyoruz. Hayatla karışmalı, sesimizi yükseltmeliyiz. En çok da birbirimizi duymalıyız… Popüler olanın peşinde, atölyelerde el ele tutuştuktan sonra sırtımızı dönüp “ötekine”, birbirimizin arkasından atıp tutmaktan çıkmalıyız.  Kalp çemberi niyeti ile buluşup, kalbimizi çemberin dışına açamadığımız için tutulup kaldığımız döngüleri kırmalıyız. Feminizm dediğimiz şeyin bir ideoloji, bir moda akımı, üzerimize giyip çıkardığımız, sadece bizim için dikilmiş bir elbise değil, hepimizin için hayatın ta içinden gelen bir mücadele olduğunu hatırlamalıyız.

Ezberden okumaları bırakıp aynı dili bilmeyen ama aynı hissi paylaşan herkesle buluşalım. Nasıl ki beyazlı kadın siyahlı kadınla tanıştıysa, şimdi içimizdeki Afrodit’in Athena ile, Demeter’in Persefon’la ve öbür yarımızla, öbür yanımızla tanışma zamanı. 

Her alanda artık yeni bir evredeyiz. Belki de dünyanın altının üstüne geldiği bir zaman dilimidir, kim bilir…

Kendi sesimizi, sözümüzü haykırmaya, kendi gerçeğimizi yaşamaya, içimizdeki güneşi takip etmeye yazgılıyız. Gerçeğimizi karanlıktan aydınlığa çıkarttığımız gibi, kalplerimizi karanlıktan aydınlığa çıkartalım, biraz hava aldıralım ruhumuza. Vicdanımızda hangi kadınları yok saydığımızı, kendi adaletsizliklerimizi, sistemle, ideolojilerle, öğrenilmiş çaresizliklerle kamufle ettiğimiz yanlarımızı döküp bir bir, kendimizle samimiyetle yüzleşelim. Kirimizden, pasımızdan arınalım. Mış gibi oyunlarımızdan, üzerimize uymayan “biçilmiş kaftanlardan” kurtulalım…

İşte o zaman gerçek mücadele taçlanacak kardeşim…Kalbimin sesiyle konuştuğumda beni tanıyacaksın. Kimseye benzemediğimi ve aynı zamanda sen olduğumu anlayacaksın. İdeolojilerden, öğrenilmişliklerden, ezberlerden ve kültürden öte bir şey diyorum ve sen bunun ne olduğunu biliyorsun. 

Demem o ki, gel birlikte içimizdeki güneşi takip edelim,

Çünkü bugün yeni bir gün, dünyanın altı üstüne geldi, üstü altına…

İçimizdeki tüm kadınlara, cadılara, analara, bacılara; Gaia’ya,  göklere, bildiklerimize, bilmediklerimize, olana ve olmayana, geçmişe, şimdiye ve geleceğe, tüm insanlığa, sonsuz olan bu evrene bin selam olsun…

Mücadelemiz Kut’lu olsun…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir